|
|
February 05 
Tıklayın forma girin
| |
|
|
| |
Deniz Gezmiş'in son mektubu...
Baba, Mektup elinize geçmiş olduğu zaman, aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben, ne kadar üzülmeyin desem, yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat, bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben, erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki, benden önce giden arkadaşlarım, hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de etmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir. Bu yola bilerek girdi. Sonunda da bu olacağını biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama, beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil, (…) anlayacağını inanıyorum. Cenaze için, avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara´da 1969´da ölen arkadaşım Taylan Özgür´ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul´a götürmeye kalkma. Annemi teselli etmek sana düşüyor. Kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum. Bilimle uğraşsın ve unutmasın ki, bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir. Son anda, yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım… Oğlun Deniz Gezmiş 6 Mayıs 1972, Merkez Cezaevi
Tek Yol Devrim
|
|
|
.
|
|
Aşklar mı dediniz?
Sevmeden sevilmek, dokunulmadan dokunmak, yaralanmadan yaralamak, acı çekmeden acı çektirmek, zırhlarımızı, akıllarımızı, hesaplarımızı bunları elde etmek için mi kuşanıyoruz? Onun için mi deneyip duruyoruz insanları? Her sınamada onlar biraz daha fedakâr, biz biraz daha mı güçlü oluyoruz. Güçlü olmak isteğinin aslında nasıl bir korkaklık olduğunu fark edememek kaç aşka mal oluyordur insana. Acaba kendimizi en çok savunduğumuz sırada mı alıyoruz en büyük yaralarımızı, en büyük budalalıklarımızı en akıllıca davrandığımızda mı yapıyoruz acaba ?
Rahatı ve güvenceyi en çok istediğimizde mi kaybediyoruz en büyük mutluluklarımızı, en çok korktuğumuzda mı acaba korktuğumuz başımıza geliyor?.. Kendimizi bu kadar savunmasak, bu kadar akıllı olmasak, rahatın peşinde bu kadar koşmasak ve bu kadar çok korkmasak, yaralarımız, pişmanlıklarımız ve acılarımız daha mı az olurdu acaba ? "Tanrıyı ve insanları deneme," diyen Nietzche'ye aldanmayıp herşeyi ve herkesi bu kadar çok deneyden geçirdiğimiz için mi Tanrıyı ve insanları kaybediyoruz? İnsanları bu kadar çok denediğimiz, kendimizi kalkanlarımızın arkasına böylesine iyi gizlediğimiz, hiçbir acıya ve sıkıntıya razı olamadığımız için mi en çok istediklerimiz en uzağımıza düşüyor, mutluluk ele geçmez bir masal kuşuna dünüyor ?
Schiller'in o muhteşem "Eldiven" şiirinde anlattığı hikâyeyi belki daha iyi okumalıydık, oradaki şövalyenin adım seslerini belki daha çok duymalıydık. Hep erken öleceğini düşünen, hayatı bu düşünce nedeniyle telaşla geçen ve düşündüğü gibi erken ölen Schiller'in söylediklerine biraz daha dikkat etmeliydik, kendi ölümünü bilen birçok şeyi bilebilir çünki. Arenada, bütün şövalyelerin aşık olduğu ve evlenmek istediği harikulade güzel prenses kral babasıyla birlikte oturuyor, çevreleri genç ve yakışıklı şövalyelerle dolu, hepsi bir küçük tebessüm için bekliyorlar.
Borazanlar çalıyor ve aslanlar çıkıyor arenaya, kocaman yeleleri, gergin belleri, iri pençeleriyle kükreyerek dolaşıyorlar. Prenses zarif ellerini saklayan uzun eldivenlerden birini çıkartıp aslanların arasına atıyor. - Kim eldivenimi alıp bana getirirse onunla evleneceğim. Müthiş bir sessizlik oluyor, bir anda herkes susuyor. Bir şövalye diğerinden ayrılıyor, taş merdivenlerden ağır ağır inmeye başlıyor, parlak çizmelerinin çıkardığı adım sesleri tek tek duyuluyor. Arenaya giriyor, aslanlar hareketsiz ve şaşkın, bu cesur şövalyeye bakıyorlar, o hiçbirine aldırmadan eldiveni alıyor, gene adım sesleriyle taş merdivenleri çınlatarak çıkıyor. Eldiveni prensesin kucağına bıraktıktan sonra, kendisine hayranlıkla dönen prensese bir kez bile bakmadan yürüyüp gidiyor. Nietzsche "Tanrı ve insanları deneme" diyor. Schiller, eldiven şiirini yazıyor. Biz, herkesi her zaman deniyoruz, emin olmak, güvenmek istiyoruz, sevgisini ve bağlılığını her an kanıtlasın, hayatını ve herşeyini tehlikeye atsın ve bunu binlerce kez
Burası Hiç Uğruna Uğraş Verilerek Düzenlenmiştir Sadece Kocaman Bir HİÇ
Gokhan
![]() January 21
|
|
|
Bir erkek neyi bekler ??

Gerçek bir kadın bekler! annesinin beslediği gibi besleyebilen..
Evini temiz
ve sıcak tutan
dır dır etmeyen
paranın kıymetini bilen..
bütün gün çalışıp
bütün gece dans edebilen
vee hayır demeyen
asla başı ağrımayan
ve her zaman tedbirli
yalnız kendisini sevecek
ve şımartacak bir kadın
Bekler....
COK BEKLER   
|

|
ASK NEDIR??
...Aşk eski bir hikayedir ama her zaman yepyeni...Ve aşk, öyle engin bir deryadır ki, ne kenarı
vardır, ne de ucu bucağı... Sana desem ki;
‘Aşk kalbin
göklere yükseldiği altın merdivendir.‘ Bilmem yeterli olurmu? Aşkın ilk soluğu, mantığında son soluğudur. Bitmeyen bir şarkıdır aşk...Dudaklarda türkü, ruhu açan baharın gelişi gibi...Nasıl, nereden gelir bilinmez, öyle sessiz ve güçlü... İnsan kalbindeki gerçek aşk dört nala giden bir attır. Ne dizgin anlar, ne ses dinler... Aşk insanı kılıçsız zapteder ve ipsiz bağlar. Aşkı anlatmak, suya mektup yazmaktan farksızdır. Aşk işte, AŞK...
 Aşk başlamadan güzel,
Kalplerde heyecan
Bakıslarda korku oldugu
zaman güzel... 
Birbirimize sezdirmemek için çırpınıs,
Baskaları görmesin diye çabalayıs,
Gözlerim gözlerinin yesiline değdiği zaman...
Aşk başlamadan güzel....
Seni birdenbire degil usul usul sevdim,
Uyandim bir sabah gibi degil,
Öyle degil nasil yürür özsu dag uclarinda ..
Ve gün isigi sislerde düser ovalara
Seni Sevdim....
Artik tek mümkünüm sensin.
!ASK!
KAÇMAKTAN ÇOK KOVALAMAYI ,
GÖRMEKTEN ÇOK ÖZLEMEYI,
GITMEKTEN ÇOK BEKLEMEYI,
DOKUNMAKTAN COK DÜSLEMEYI SEVER .
VE O KADAR HAIN KI!
NERDE IMKANSIZ ONU SEVER!!
Yanlizligin Recetesi,Hastaligin
ilacidir Sevgi,
Hüznun Düsmani, Mutlulugun Dostudur Sevgi.
Kardesligin basi Insanligin,
temelidir Sevgi.
Hayatin kaynagi, yasamanin ,
Ve....Al CANISI Benden sana
Kucak dolusu sevgiii....
| |
|
|
| |
ÖGRENDIM
Insanlara kendimi zorla sevdiremeyecegimi ögrendim Yapabilecegin tek sey sevebilecek biri olmak Gerisi onlara yani karşı tarafa kalmış.... İnsanları ne kadar düşünürsen düşün Onların seni o kadar düşünmediğini öğrendim. Güven elde etmek için YILLARIN gerektiğini Ama yok etmek için SANİYELERİN bile yettiğini öğrendim. İnsanlar için olayların değil kendilerinin daha önemli oldugunu öğrendim Her ne kadar ince kesersen kes, Kestiğinin her zaman iki yüzü oldugunu öğrendim. Her ne kadar onu çok düşünsende Yinede gidebileceğini öğrendim Bir arkdşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini Ve seninde yinede onu affetmen gerektiğini öğrendim Kalbinin ne kadar kırılmış olursa olsun Dünyanın senin acılarınla dolayı durmayacağını ögrendim İki kişinin tartışmasının, Birbirlerini sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim Ve tartıştıkları zaman da birbirlerini sevdikleri anlamına gelmediğini öğrendim.. Bazen iki kişinin tamamen aynı olan şeye baktıklarında bile Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim Seni dogru dürüst tanımayan kişilerin, Hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkdş ağladığında Ona yardım edebilecek gücü bulabilecegini öğrendim Yazmanın konuşmak kadar duygusal gayret gerektiğini öğrendim
En fazla önemsediğim kişilerin benden hep uzaklaştığını öğrendim İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemeni Çok zor olduğunu ÖĞRENDİM ..
g
|
|
| |
|
|

January 13  

EĞER BİR GÜN..
Eğer bir gün kendini ağlayacak gibi hissedersen Ara beni Seni güldürebileceğime söz veremem Ama seninle ağlayabilirim
Eğer bir gün korktuğun yağmurlar seni ıslatırsa Göz yaşların süzülürse yanaklarından Çağır beni Bil ki seninle ağlayabilirim
Eğer bir gün aşk şarkısı kulağını tırmalarsa Nameler karışırsa birbirine Seslen bana Ben o şarkıyı sana söyleyebilirim
Eğer bir gün yalnızlığa yenik düşersen Geceler uykunu bölerse Haber yolla Sana anılarımı getirebilirim..
Eğer bir gün her şeyi bırakıp gitmeyi düşünürsen Beni aramaya korkma Seni durdurmaya söz veremem Ama seninle gelebilirim
Eğer bir gün hiç kimseyi dinlemek istemiyorsan Beni ara Senin için orada olacağıma söz veririm Ve çok sessiz olacağıma da
Eğer bir gün ölmeye karar verirsen Beni ara Sana sensiz olmanın ölüm olduğunu Anlatabilirim..
Ama eğer bir gün beni arar Ve hiç cevap alamazsan Çabucak beni görmeye gel Belki de benim sana ihtiyacım vardır.
Geç kalma olasılığını da hesaba kat Mutlu olabileceğimi düşün Elinde bir demet gül Gel mezarıma...

ATAMIZDAN FOTO ALBÜM
Rüzgarların sert esişini, Kocaman kocaman ağaçların bile,
Boyun eğişini Bilir misin? Kocaman kocaman dalgalarla boğuşmayı Ve yine de sağ kalmayı, Çakan yıldırımlardan korunurken Sevmeyi bilir misin? Peki... Şu minicik yüreklerin birbirlerine Ne tufanlar estirdiğini, Dalga dalga çarpmalar yaptığını, Yakıp, kül eden ateşler attığını,
Bilir misin?
En büyük okyanusu bile,
Yüzerek Sana varmak isteyen
Bendeki, İçi dopdolu, Şu minicik yüreği Bilir misin?
İster misin?
SEVİYORUM.
AMA KALBİM KANAYARAK

  

  
Son Aşık  Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım, Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene Ak düşünce saçların kumral rengine Kollarında son aşıkın ben olacağım. Ey basinda simdi sevda rüzgarları esen, Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ... O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen? Ben bir beyaz saçlı asık, sen bir ihtiyar ... O gun bana yanaşırken ey ilahi yar, Esirgeme gözlerimden bir son buseni, Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın, Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni! Faruk Nafiz Çamlıbel
|